Süheyla Taşçıer : Veba Gecelerinde Planlı İşler!

Zamanında Cemal Süreyya onun için şöyle demiştir: “danimarka burunlu sappho’dan sonra, türkiye’de tek erotik kadın şair. on beş yıl sonrasının şiirini yazıyor…”
Yıl 2021 Süheyla Taşçıer şiirleriyle yazılarıyla demlenmiş kendi deyimiyle çatlaklarından ihanet sızmayan kalemini daha bir sivriltmiş ve hala kadın şair denince ilk aklımıza gelen şair, yazar, gazeteci olarak Kadınca Dergisi sayfalarında hislerimize şairane bir şekilde tercüman olmak için yanımızda…
HAİN ÇOK OLUNCA
Pandemi öncesi siparişi
VEBA GECELERİ
DEVİR ABDÜLHAMİT DEVRİ…
Orhan Pamuk’un son kitabı Veba Geceleri’ni okuyan birisi birkaç sayfa ilerledikten sonra, romanın kurgusu ile sarsılacaktır. Aslında şaşırmamak gerek Pamuk, hep bir plan program dahilinde işler yaptı. Son kitabı da öyle.
Kitap için yaptığı konuşmaları da okuduğunuzda asıl amacının ne olduğunu anlaşılmaktadır.
İsim bile çalıntıyı çağrıştırıyor. “Kolera Günleri “ve Veba Geceleri Orhan Pamuk, kitap hazırlıkları aşamasında, kitabın adının “Turuncu” olacağı söylenmişti.
KİTABIN İÇERİĞİ
Veba Geceleri Minger denen yazarın uydurduğu bir adada geçer. O kadar ayrıntılı bir ada tablosu çizilir ki bu nedenle yazarın asıl niyetini ilk başta anlamıyor olabiliriz. Anladığınız an bırakacağınız için bu ayrıntılarla önünüze sözcüklerle set konulmuştur.
Adada Veba Salgını başlar. Devir Abdülhamit devridir. (Vahdettin olsaydı amaç en başından belli olacaktı. Yazar, burada tarihle oynamış.) Adaya Abdülhamit’in yeğeni ve onun kocası Dr. Nuri yollanır. Vali Sami Paşa dahil herkes veba ile boğuşmaktadır artık.
Bu arada yedi düvelin donanmaları adayı ablukaya alır. Bunların arasında padişahın donanması da vardır. Vahdettin ve Düvel-i Muazzama iş birliği artık ortadadır. Bu ihaneti tarih defalarca tekrarlamıştır.
KURGU KAHRAMAN ORTAYA ÇIKAR
Kolağası Kâmil!!!
Yunan savaşından başka savaş görmemiş, tek madalyası olan, askeri okulu derece ile bitirmiş, annesinin ikinci evliliğinden dolayı ona kırgın, ince bıyıklarını yukarı doğru tarayan yakışıklı genç subay. Romanda onun için şu satırlar da var:
“Genç subayın o anda tarihin kendisine vereceği büyük rolü o sırada aklından geçirmediği…”
Kolağası Kamil’in evinin bahçesinde çocuk iken kargaları kovaladığı da araya sıkıştırılmıştır. ( Kargaları çocukken acaba kim kovalamıştı?.) Vebanın korkunç boyutlara geldiği bir gün Kolağası Kâmil postaneyi basar, bütün telgraf sistemine el koyar. Ve daha sonra bir Rum bir eczacının amblemini taşıyan komik bir bayrağı sallayarak Komutan Kâmil olur, daha sonra da Cumhurbaşkanıdır.
BU OLAYI TAM ANLAYABİLMEMİZ İÇİN O DÖNEME GİDELİM
Telgraf haberleşmesinin Osmanlı’da nasıl bir rolü vardı?
Başta padişahlar için ülkenin her tarafını merkezi otoriteye bağlayan bir sistem ve ek denetim aracıydı. Ama sonra, hanedanlığı sona erdiren önemli faktörlerden biri oldu.
Nasıl oldu bu?
- Abdülhamit’e karşı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önce Rumeli’de, sonra tüm Osmanlı devletinde örgütlenmesinde telgraf teşkilatının çok önemli desteği var. Padişahın fermanına karşı telgraf teşkilatı kullanılıyor ve halk İttihatçılar tarafından yönlendirilebiliyordu. İsyan başladığında halk padişaha ‘Anayasayı yürürlüğe koyması’ için telgraf çekiyordu. 23 Temmuz’da Makedonya’dan Yıldız Sarayı’na yağmaya başlayan telgraf metinlerinde, ‘Anayasa ilan edilmediği takdirde tahtta değişiklik yapılacağı’ tehdidi yer alıyordu. Makedonya’dan gönderilmiş 150 kadar telgraf okunduktan sonra II. Meşrutiyet’in ilan edildiği, Makedonya’daki genel müfettişlik ve valiliklere yine telgrafla bildirildi.
İşgalci devletler ve İngilizler, 16 Mart 1920’de, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 12’nci maddesine dayanarak, İstanbul’da askeri, mülki kurumlar ve demiryollarıyla birlikte telgrafhaneleri de işgal etti. Haberleşme neredeyse sadece telgraf tellerine dayandığı için bu durum, cepheleri ele geçirmek kadar önemliydi. Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıktıktan sonra, önce kolordu komutanlarıyla, sonra da kaymakam ve valilerle telgraf irtibatı kurdu. Bir yandan telgraf başında komutanlara ve yöneticilere işgalin gerekçesini anlatarak halkı aydınlatıyor, diğer yandan da işgalleri protesto ettirmek suretiyle onları eyleme geçiriyordu.
İstanbul işgal edildiğinde telgrafın önemi daha da artıyor…
İşgalci devletler ve İngilizler, 16 Mart 1920’de, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 12’nci maddesine dayanarak, İstanbul’da askeri, mülki kurumlar ve demiryollarıyla birlikte telgrafhaneleri de işgal etti. Haberleşme neredeyse sadece telgraf tellerine dayandığı için bu durum, cepheleri ele geçirmek kadar önemliydi.
Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıktıktan sonra, önce kolordu komutanlarıyla, sonra da kaymakam ve valilerle telgraf irtibatı kurdu. Bir yandan telgraf başında komutanlara ve yöneticilere işgalin gerekçesini anlatarak halkı aydınlatıyor, diğer yandan da işgalleri protesto ettirmek suretiyle onları eyleme geçiriyordu.
Mustafa Kemal Atatürk telgraf sistemine büyük önem vermiştir.
“Efendiler, sırası gelmişken arz edeyim. Bütün telgrafçılarımızın teşebbüslerimiz ve Millî Mücadelemiz için yaptıkları fedakarca hizmetlerinin millî tarihimizde önemli bir yeri vardır. Kendilerine bugün açıkça teşekkür etmeyi bir borç sayarım.”
Mustafa Kemal Atatürk.
İstanbul’un ve merkez telgrafhanesinin işgaliyle İstanbul’daki millî gruplar ile umudun şehri Ankara’nın ve umudun lideri Mustafa Kemal Paşa’nın haberleşmesi kesildi. Halbuki İstanbul’un Ankara’ya ve Millî Mücadele’ye desteği telgraf haberleşmesine bağlıydı.
İşgal döneminde İstanbul Telgraf Müdürü İhsan (Pere) Bey, İstanbul ile Ankara arasındaki haberleşme sorununu çözmek için hayatı pahasına bir kahramanlık ve fedakârlık örneği gösterdi. İstanbul’un işgalinden şehrin yeniden teslim alınmasına kadar faaliyet gösteren PR Gizli Telgraf Merkezini kurdu.
Telgrafı Millî Mücadele süresince stratejik bir araç olarak kullanan Atatürk’ün, zaferden sonra “Milli Mücadeleyi telgraf telleriyle kazandık” sözlerinin anlamı, PR Gizli Telgraf Merkezinin faaliyetlerinin incelenmesinden sonra daha iyi anlaşılmaktadır.
Kolağası Kamil’in postaneyi basmasındaki ince nokta.
Pamuk, tarihe sırt çevirerek yarattığı Kolağası karakteriyle Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuyla dalga geçiyor.
Abdülhamit devri paşaları, yeni vali tayinleri, adadaki telaş, heyecan, sürekli karantinaya alınan insanlar, bu arada hapse tıkılanlar, adayı terk eden varlıklı aileler, yabancı konsoloslar, adayı Türklerle paylaşan Rumlar, şeyhler. Romanın kurgusunu oluşturmak için zaten yazar tarafından oluşturulmuş tiplemeler. Romanda karakterleri de keskin göremiyoruz.
Kolağası Kamil’e takıldım . Yazar 5 yılını vermiş romanına ve hiçe sayılmış 5 yıl.
KENDİ KALEMİNDEN SÜHEYLA TAŞÇIER KİMDİR?
ÖZ SU
Babamdan eneme geçerken harflerin tıkırtısına uyandım
Ateş içinde erittiğim Süheyla’ya şeklini Süheyla verdi
Dışarıyla buluştu, sertleşti, kırıldı, çatladı
Çatlaklarından ihanet sızmadı
Süheyla Taşçıer
KİTAPLARI
Yağmur Altında Sevişsek
Tenimin Altındaki Tanrıçalar