SAYFALARI ATLARKEN!

 SAYFALARI ATLARKEN!

SAYFALARI ATLARKEN

 

Bir ülkede, sahipsiz olmak başımıza gelebilecek olayların en kötüsüdür.

Herhalde bir yakını rahatsızlanıp, ambulansla acile kaldırılırken o çaresizliği yaşamamış insan çok azdır. Allah yaşatmasın da zaten.

Bir hasta bakıcı, doktor, hemşire vs tanıdığınız yoksa vay halinize!  O zaman hastanede sahipsizsiniz işte!

Bürokrasinin hayatımızda ki etkisini, benim ülkemde tüm kamu ve kuruluşlarında yaşarsınız.

Adamın varsa yürür gidersin. Eğer yalnızsanız, kimseniz yoksa yandınız!

Haydi! Hayatınızı yazın.

Yazsanız roman olur değil mi?

Kelimeler buram buram umutsuzluk kokar.  Öznesini yitirmiş bir insanın eli, ancak umutsuzluk yazar.

Feryadımız ve isyanımız nedendir biliyor musunuz?  Vergiler ve açlıktandır. Adaletsizliktendir. Kapılardan hala içeri girmekte olan Afgan’ı, Suriyeli içindir bugünün feryatları. Ve küresel ısınmayla beraber, kalacak yerleri olmayan başka milletlerin de ülkeme gelecek olma korkusundandır.

Kimliğimiz uyuşmuyor!

Ne zaman rahat edecek insanım! Terör, PKK, mezhep kavgaları, kan davası şimdi de dili, kültürü, rengi, bizden olmayan başka insanlar!

Onlar, ülkemize gelip bizimle entegre olmak yerine, kendi adet, gelenek ve göreneklerini de beraberinde getiriyor. Bir dedikleri, iki edilmezken bizler adeta etkisiz eleman muamelesi görüyoruz.

Bu topraklar onların yurtları değil. Sığındınız ve bitti! Bu toprakların savaşı, atalarımız tarafından verilen mücadele ile kazanılmıştır. Kimseye verecek bir karış toprağımız yoktur! Bizler ASLA! Filistin gibi olmak istemiyoruz.

Olumlu olan her şeyi, kendi dışımızda aramamız, Coğrafyamıza yaptığımız en büyük kötülüktür. O zaman el alemin adamları, birilerini getirip senin topraklarında konuşlandırır.

Biz her nedense batılılaşmaya çalışırken, batılılaşmayı, hep batılının gözleri ile bizleri yönetmek olarak algıladık.

Mustafa Kemal Atatürk o müthiş öngörü ve deha yeteneği ile söylemiş söyleyeceğinİ “SAKIN KAPIYI ARALIK BIRAKMAYIN, FARKINA VARMADAN ARDINA KADAR AÇILIR”

Kapı açılmış açılacağı kadar, hatta kapanmıyor, yalama olmuş.

Hiç tanımadığımız yüzlere bakıp, bizdenmiş gibi davranmak, çemberin dışına itilip, çemberin içinde olan farklı ırklara gülümsemek ne kadar gerçeğe aykırı oysa.

Geçinemeyip köyünden, kasabasından, kentinden kalkıp büyük şehirlerde umut aramaya gelen insanlarımızın, göç dalgasıyla birlikte oturduğumuz apartmanlarda bile bizi rahatsız ettiğini söylerken, bir de ayrı ırk ve kültürler çıktı ortaya.

Apartmanlarda, mahallelerde istediği gibi yaşayan ve komşularını saymayan rahatsız eden bu insanlarla, nasıl bir entegreden söz edebiliriz ki?

Gecenin bir vakti tepende bağırır, çocuğunu döver, karın açık diye, karına laf söyler vs vs

Oysa insanın ortak kaderi doğum, ölüm ve aradaki yaşam; yaşamımızın kaliteli olması da insanlara bağlı.  Bu topraklar kahramanlık destanları yazdı. Ama nedense bugünlerde, birileri bizi çok rahatsız ediyor. Sürekli! Gece, gündüz, otobüste, parkta, kahvaltı için gittiğimiz mekanlarda, alış- veriş için gittiğimiz yerlerde bile.

Mistik gücümüzün olmayışı, elimizde sihirli bir değneğin olmayışı, yaşama dair gizli entrikaların ve envai çeşit kötülükleri engellemek gibi bir ütopyayı maalesef bir kerelik bile bize tanımıyor.

Olaylar örgüsünde, kişiler arasında hep bir geleneksellik kurarken, bu farklı kültürde neyin nesi?

Ara Güler Hoca Allah rahmet eylesin “İstanbul’un insanları vardır. Sonra şehrin kendisi” demiş.

Bu SÖZDE Ayrıntı insanlardır, şehirler hep vardı var olacak, ama insanların genetik kodları ile oynadığınız yetmedi mi? Güneydoğuda ölen insanlar neden öldü? Gencecik fidanlar neden öldürüldü? Sonrasında çözüm süreci ile olayın üzerini neden kapatıldı?  Patlamalar neden oldu? Kadınlar her gün neden ölüyor? Mahalle baskısı neden var? 15 Temmuz niye oldu? 70’LERDE gençler sağ ve sol diye neden birbirlerini öldürdü?  Bizler tıpkı Küçük Prens kitabında ki gibi, gezegenleri ziyarete giden ve gezegenlerde ki tipik yetişkin insan zaafları, kötülükleri ve egoları arasında şaşırmış kalmış küçük prensin durumuna düştük.  Kralın gezegeninde ki amaçsız sahip olma duygusu, sanatçının gezegeninde ki beğenme tutkusu, coğrafyacının gezegeninde ki bilimin kimin için yapıldığını unutan bilim adamının durumundayız.

Bizler özlerimizden, hayallerimizden, umutlarımızdan uzaklaştırılıyoruz. Naçizane bir yazar olarak bu da benim benzetmem olsun, bir edebiyat tasvirinde detaylarda sıkılıp, sayfaları atlarken, detaylarda ki gündemin ana maddelerini ve tehlikelerini görmez olanlarız.

Havva LAKUTOĞLU/2021     

 

Havva LAKUTOĞLU

Benzer Yazılar